Kendimi bildim bileli bir kenara bir şeyler çiziktirmeyi ( yazı manasında ) sevdim – ki buna zaman içinde müzik takipçiliği de aşılandı. Blog fikri açıkçası aklımda yoktu, sevgili iki arkadaşın itelemesiyle kendimi bu satırları yazarken buldum.

baslarken

Benim için müzik, atmosferle, ortamla alakalı bir şey, gece ya da sabah, yağmur, güneş, kar, hatta sis ve tabii en önemlisi insanın içinde bulunduğu ruh hali, o ana uygun müziği belirliyor – en azından benim için. Çünkü beğenerek dinlediğimiz müziklerin büyük kısmı bizi bulunduğumuz andan alıp geçmişte bir yerlere götürüyor, bir şeyler çağrıştırıyor. Bazı anlara, dönemlere ve doğal olarak duygulara ışınlanıyoruz.

Hal böyleyken, müziklerim genelde caz ağırlıklı, fazla up-tempo sevmem ama gene de belli olmaz tabii J ara ara gençlik yıllarımızda ortaya çıkan disko müziğine veya büyük kısmı yaşımızın az gerisinde kalan progressive rock dönemlerine gidebiliriz. Bu türlerin farklı köklerden (eklektik) beslenerek harmanlandığı alt türler de kuşkusuz hazinemizin kıymetli parçaları arasında.

Edebiyat olarak, insan ruhunun derinliklerine inen romanlar, sağlam tahlillere dayalı incelemeler ve tabii ki anılar, biyografiler, biraz şiir hatta bazı şarkı sözleri ( Dylan ve Nobel’i ) gözdelerim arasında. Polisiye pek okumuyorum artık, fantastik ve bilimkurguya ise zaten hep oldukça mesafeli durdum. Neticede yazılarda aklımda kaldığı şekliyle genelde bir yerlerden alıntılar ve onun etrafına sarmaya çalıştığım naçizane yorum ve düşüncelerimi bulacaksınız.

Seçtiklerimin hepsi elbette gayet öznel, burada saygı duyduklarımı bir kenara bırakıp sevdiklerime yöneldim J Dolayısıyla yazılar zinhar bir eleştiri niteliği taşımıyor, zaten haddime de değil üstüne üstlük uzmanlığa saygısızlık olur, dediğim gibi hiç haddim değil.

Gündüzleri iş güç biraz yoğun olduğundan aktiviteler muhtemelen daha geç ya da erken saatlere kayacak, umarım fazla zorluk çekmeden senkronize oluruz.

Denemelerinde, meşhur “Gün Ortasında Karanlık” yazarı Arthur Koestler’in eserlerinden ve hayatından bahsederken Orwell, arkadaşının giriştiği yoldaki biçareliğini anlatırken – bizlere tavsiye niteliğinde – ilgili bölümün sonunu şöyle bağlıyor: Siyasetten uzak durmaktan, arkadaşlarınızla birlikte sığınıp akıl sağlığınızı koruyabileceğiniz bir tür vaha yaratmaktan ve yüz yıl sonra her şeyin daha iyiye gideceğini ummaktan başka çareniz yok..

Günlük tutmanın da buna benzer bir amaca hizmet edecek bir aktivite olacağını yazıyor bir yerlerde…

Muhtemelen sadece biraz daha farklı bir hareket noktasından Sartre, Bulantı’sının “Tarihsiz Sayfa” adındaki açılış bölümünü bana Orwell’in bu sözlerini hatırlatan bir şekilde bitiriyordu: Yalnız tek bir durumda insanın anılarını günü gününe tutması ilginç olabilirdi: Eğer…

Neyse, anladınız beni muhtemelen siz, hadi başlayalım bakalım..

Açılış için, bana bağımsızlık, hafiften bir isyan ve mücadele hissi veren Sophie Hunger’ın puslu güzel sesiyle Erik Truffaz’ın 2010 yılı In Between albümünden bir parça seçtim.

Ve tabii Erik Truffaz’dan başlamışken çok sevdiğim başka bir parçasını çalmadan geçmek istemem. Dozu bir çıt artırıp, ilk dinleyip de vurulduğum, dakikalarca aynı format üzerinden dönen ama bıktırmayan ’97 albümünün isim parçası “Out of a Dream”

Evet, ne müziksiz, ne kitapsız, kalın sağlıcakla!
Mavi Notalı Yazılar

Reklamlar

Başlarken..” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s